Hayatın anlamını sorgulayarak geçen bir
Nutella gününde daha, ev sahibine aramızda para toplayarak aldığımız kiloluk
Nutella kavanozunu takdim edip, yanımızda getirdiğimiz uzun hırkalarımızı
üzerimize geçirdikten sonra sıra her zamanki gibi “Haydi bir şey izleyelim!”e
gelmişti ki yine bir harikayla karşılaştık: Lupin The Third: Castle of
Cagliostro.
Bu Miyazaki filmi, bana tam olarak şunları
düşündürdü: Tüm tanrılar ömür versin de Miyazaki’nin animasyon kariyerini “1963
- ∞” olarak yazalım; karşımıza her gün, bilmediğimiz bir filmi çıksın. Işıklar
hiç sönmesin lo!
Filmin konusu güzel, konunun işlenişi
eğlenceli, görselliği harika. Film hakkında bu kadar söz yeter. Zaten, orijinal
lisanlı ve Türkçe alt yazılı bir versiyonun linkini birazdan paylaşacağım.
İzlemedikten sonra buradaki övgüleri okumanın kime ne faydası var?
Onun yerine “Lupin The Third” serisinden
biraz bahsetmeyi tercih ederim. Çünkü, anime takipçilerinin, bu serinin
sakızdan çıkan dövmelerini tükürükleyip çoktan kollarına yapıştırdıklarını tahmin
ediyorum (AKA yalayıp yutmak.) Ama ben bilmiyodum taam mı?
Lupin The Third ya da Lupin III, 1967 yılında
başlayan bir serüven. Monkey Punch’ın (kendisi hakkında bir şey yazmayayım da,
babamın oğluymuşçasına tanıyorum gibi olsun) bu yılda başlattığı anime serisi
öyle bir tutar, öyle bir patlar ki, parçalarını bir araya getirince bu işten kocca
bir televizyon endüstrisi, yetmez sinema sektörü çalışanları bile doyar. Hepsi,
Ayvalık’tan birer yazlık alır, o dönemin parasıyla.
Maurice
Leblanc’ın ünlü karakteri Arsène
Lupin’den esinlenerek ve bu ünlü hırsızın üçüncü kuşak torunu olarak
yaratılan Lupin III karakteri, yetmişli yıllarda tv serisi ve uzun metraj yapımlarda
boy gösterir. Dizi 1985 yılına kadar televizyonda gösterimde kalır. Hatta
geçtiğimiz yıl, Nisan ayında Lupin III’ün kırkı şerefine televizyonda 13
bölümlük bir mevlüt dahi okutulur (bkz. Lupin the Third: Mine Fujiko to Iu Onna)
Serinin bir diğer önemli özelliği ise, bizlere Japon manga ve anime
sanatının kırk küsür yıllık gelişimini izleme fırsatı da sunuyor olması.
Bu arada, filmin sonlarına doğru, bir bağyan vokal eşliğinde, cici bir Japonca şarkı çalıyor. Biz bir arkadaşla birlikte, bu sesi Ajda Pekkan’a pek bi benzettik. Kendisi de her dönemin en yetenekli, en meşhur beyleriyle aşk yaşamış bir insan... Yoksa dedik, Miyazaki ile de böyle bir olayları mı oldu?
Bu arada, filmin sonlarına doğru, bir bağyan vokal eşliğinde, cici bir Japonca şarkı çalıyor. Biz bir arkadaşla birlikte, bu sesi Ajda Pekkan’a pek bi benzettik. Kendisi de her dönemin en yetenekli, en meşhur beyleriyle aşk yaşamış bir insan... Yoksa dedik, Miyazaki ile de böyle bir olayları mı oldu?
Bu muhtemel olayla ilgili asıl önemli sorularımızsa şunlar: Ajda, gelin kimonosu giydi mi, düğünde samuraylar kılıç kalkan oynadı mı, geyşalar bildikleri 3473 el sanatına gelin kınasını da kattı mı, düğüne katılan iki taraftan toplam 748 yakını o canım kağıt Japon evleri kaldırdı mı?
Diyeceklerim tabii ki bu kadar değil. Çıkacak söz çenede durmaz; hele
benim çenede hiç durmaz. Daha, serinin diğer ana karakterlerinden ve özellikle
de taş bebek Fujiko Mine’den de bahsetmek
isterdim ki 2012’de yapılan 13 bölümlük seride olaylar zaten bu
ana karakterin merkezinde cereyan ediyor imiş. Ama artık susayım da, sizleri
yazıyı takip etmekten kendinizi alamamanın (Çüş!) ve bir yandan da filmi bir an önce izleme hevesinizi bastırmaya
çabalamanın yarattığı ikircikli durumdan, bu çileden kurtarayım.
Ve işte o film:


