20 Mayıs 2013 Pazartesi

Hala O Miyazaki (Ya da Ajda Gelin Kimonosu Giydi mi?)


Hayatın anlamını sorgulayarak geçen bir Nutella gününde daha, ev sahibine aramızda para toplayarak aldığımız kiloluk Nutella kavanozunu takdim edip, yanımızda getirdiğimiz uzun hırkalarımızı üzerimize geçirdikten sonra sıra her zamanki gibi “Haydi bir şey izleyelim!”e gelmişti ki yine bir harikayla karşılaştık: Lupin The Third: Castle of Cagliostro.

Bu Miyazaki filmi, bana tam olarak şunları düşündürdü: Tüm tanrılar ömür versin de Miyazaki’nin animasyon kariyerini “1963 - ” olarak yazalım; karşımıza her gün, bilmediğimiz bir filmi çıksın. Işıklar hiç sönmesin lo!

Filmin konusu güzel, konunun işlenişi eğlenceli, görselliği harika. Film hakkında bu kadar söz yeter. Zaten, orijinal lisanlı ve Türkçe alt yazılı bir versiyonun linkini birazdan paylaşacağım. İzlemedikten sonra buradaki övgüleri okumanın kime ne faydası var?

Onun yerine “Lupin The Third” serisinden biraz bahsetmeyi tercih ederim. Çünkü, anime takipçilerinin, bu serinin sakızdan çıkan dövmelerini tükürükleyip çoktan kollarına yapıştırdıklarını tahmin ediyorum (AKA yalayıp yutmak.) Ama ben bilmiyodum taam mı?

Lupin The Third ya da Lupin III, 1967 yılında başlayan bir serüven. Monkey Punch’ın (kendisi hakkında bir şey yazmayayım da, babamın oğluymuşçasına tanıyorum gibi olsun) bu yılda başlattığı anime serisi öyle bir tutar, öyle bir patlar ki, parçalarını bir araya getirince bu işten kocca bir televizyon endüstrisi, yetmez sinema sektörü çalışanları bile doyar. Hepsi, Ayvalık’tan birer yazlık alır, o dönemin parasıyla.

Maurice Leblanc’ın ünlü karakteri Arsène Lupin’den esinlenerek ve bu ünlü hırsızın üçüncü kuşak torunu olarak yaratılan Lupin III karakteri, yetmişli yıllarda tv serisi ve uzun metraj yapımlarda boy gösterir. Dizi 1985 yılına kadar televizyonda gösterimde kalır. Hatta geçtiğimiz yıl, Nisan ayında Lupin III’ün kırkı şerefine televizyonda 13 bölümlük bir mevlüt dahi okutulur (bkz. Lupin the Third: Mine Fujiko to Iu Onna)

Serinin bir diğer önemli özelliği ise, bizlere Japon manga ve anime sanatının kırk küsür yıllık gelişimini izleme fırsatı da sunuyor olması. 

Bu arada, filmin sonlarına doğru, bir bağyan vokal eşliğinde, cici bir Japonca şarkı çalıyor. Biz bir arkadaşla birlikte, bu sesi Ajda Pekkana pek bi benzettik. Kendisi de her dönemin en yetenekli, en meşhur beyleriyle aşk yaşamış bir insan... Yoksa dedik, Miyazaki ile de böyle bir olayları mı oldu?

Bu muhtemel olayla ilgili asıl önemli sorularımızsa şunlar: Ajda, gelin kimonosu giydi mi, düğünde samuraylar kılıç kalkan oynadı mı, geyşalar bildikleri 3473 el sanatına gelin kınasını da kattı mı, düğüne katılan iki taraftan toplam 748 yakını o canım kağıt Japon evleri kaldırdı mı?

Diyeceklerim tabii ki bu kadar değil. Çıkacak söz çenede durmaz; hele benim çenede hiç durmaz. Daha, serinin diğer ana karakterlerinden ve özellikle de taş bebek Fujiko Mineden de bahsetmek isterdim ki 2012de yapılan 13 bölümlük seride olaylar zaten bu ana karakterin merkezinde cereyan ediyor imiş. Ama artık susayım da, sizleri yazıyı takip etmekten kendinizi alamamanın (Çüş!) ve bir yandan da filmi bir an önce izleme hevesinizi bastırmaya çabalamanın yarattığı ikircikli durumdan, bu çileden kurtarayım.

Ve işte o film:

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder