17 Kasım 2012 Cumartesi

What if Atlas was one of us?


Spoilerahmanirrahim

Karakterlerinin önce uşak, sonra bahçıvan, sonra şoför olarak; ardından hep birlikte tekrar uşak olarak dünyaya geldikleri film, Cloud Atlas (Türçesi: Bulut Aras) bizde, başını çekenler olan Vaçovski kardeşler hakkında karıda kafa gitmiş ayol! dedirtmekten başka bir iz bırakmadı maalesef.

Ay içim şişti üç saat aşağılık Cevahirde ayrıca! Önceki bölümün özetiyle birlikte tam üç saat sürüyo nalet şey.

Kardeşim o ne öyle? Siz niye bu kadar vegana bağladınız, bu proteinsizlik sizin beyinlere nasıl bir tahribat yapmış? Protein de demişken, (tamam göndermenizi anladık öküz değiliz) o kızceğizleri geri dönüşüme soktuktan sonra ortaya çıkan şeye niye hala sabun diyosunuz abicim? Hay o sabun tozları bir köpüreydi, bir taşaydı, bütün Yeni Seulu köpükler basaydı da, sizi Adile Naşit bile kurtaramayaydı.Hele sen Halle Berry hele sen? Oh türkü oldu bu.


Jet skinle Sıla dizisinin setini ziyaret etmekle kalmayıp, ortalığı birbirine katmana ne demeli? O çile bezi şalının altında da neler saklıymış be kardeşim? İlk yardım seti mi çıkmadı, tırmanma seti mi çıkmadı, silah mı çıkmadı, torna tesviye masası mı çıkmadı? Yani senin film boyunca bir tayt bir şalla gezdiğini görmesek, durumu kurtarmaya çalışan yönetmens, bütün bunları filmin sonunda götüne doldurduğun o yastıktan çıkardığına da inandıracaktı bizi. Kafa nası gitmiş bunlarda sen hesap et artık...

Ayrıca sen nasıl bi medeniyetsin? Teknolojinle füzyon motoru yapmışsın, İsviçre çakısını hem (barutunu kendi döküp kendi yakabilen, dikişini de kendi otomatik atan) bir ilk yardım setine, hem bir tırmanma setine, hem bir silaha, hem de bir bowling topuna dönüşebilecek noktaya getirmişsin ama Tom Henks'in yüzüne doğru dürüst bi dikiş atamıyorsun. Adamın yaşlılığındaki hali neydi öyle kııız? Yazıklar olsun! Haşat etmişiniz adamı. Numune Hastanesinde bile daha iyisini yapıyollar. Ay ben daha ne diyim neresinden gireyim, neresinden çıkayım? Özetle Cloud Atlas 2453ün Merter'inde geçen bir film, o kadar. Boşa folloş edecekseniz gözlerinizi gidin izleyin abicim.

Ben biraz olsun sinirimi aldım gibi. Sözü, birlikte izlediğimiz arkadaşlardan Reflectio'ya ve Nalan Emirsoy'a bırakıp geçmişte kime kompresör şakası yaptım da bu filmi izlemeyi hak ettim diye düşünmeye çekiliyorum.

K. Voyvoda 


Cloud Atlas dedik, zamanında trailer’ını paylaştık (an itibariyle büyük pişmanlıklar içindeyim); ama benim epik edebi olarak rüyalandığım bu film, gecenin ardından izlediğim en kötü filmler arasında açık ara birinciliğe koşuyor.  Neresinden başlayacağımı bilemedim. Montajı daha dün öğrenmişcesine beceriksiz klişe geçişlerinden mi desem, baygınlık geçirten diyaloglarından mı desem... Wachowski kardeşlerin edebiyattan anladıkları, hristiyan ahlakı ekseninde incil hikayelerine gönderme yapmaktan ibaret olunca bir edebiyat eserini sinema diline aktarmayı becerememelerinin cezasını, hikaye boyunca durumun felsefi temelini açıklayan iç seslerle, yine seyirciye kesmişler. Bu da yetmezmiş gibi Matrix üçlemesinde hepimizi tiksindirdikleri ‘’the chosen one’’ (seçilmiş kişi) kafasından da çıkamamışlar. O kişi nerede, neden seçilmiş, seçilmesine oy birliği ile mi karar verilmiş bilmiyoruz ve Matrix’de olduğu gibi hiçbir anlam da veremiyoruz.  

Uzun lafın kısası, 170dk boyunca bir çile fırtınası halinde yine kahinlerden, dünyayı değiştirmesi beklenen yiğit savaşçılardan göz gözü görmüyor. İnsanlar film arasında salonu terk etmesinler diye filmin ikinci yarısına sakladıkları en kötü sahneler ve diyaloglar seçkisinden hangisine kıyamayıp 170 dakika film yaptıklarını ziyadesiyle merak ettim doğrusu. Wachowski kardeşler bir filmi daha ellerine yüzlerine bulaştırmayı başarmışlar bravo. Beceremiyorsanız az açılın da başkaları yapsın arkadaşım. 

Reflectio 


Yazımı okumadan önce şunu belirtmek isterim ki eğer siz de “ Sanki sen daha iyisini çekebiliceksinde” ya da işte ne biliyim “ Aman sanki senin sesin çok güzelde Ajda’nınkini beğenmiyosun” diyenlerdenseniz ve katı eleştirilerden çok hoşlanmıyosanız lütfen okumayın. Evet ben de “Cloud Atlas” kurbanı oldum ve bir kere daha anladım ki halkın çoooook güzel dediği bir filme asla gitmemeliyim.

Aslına bakılırsa film tam bir “deveye sormuşlar neren eğri diye o da nerem doğru ki demiş” örneği. Ancak ben daha çok yönetmenin seyirciye geçrimek istediği mesajı ( zaten bi tek onu anladım başkada mesajı varmıydı bilmiyorum) nasıl işlediği ve bunu geçirmek için kullandığı muhteşem “casting” den bahsetmek istiyorum.

Şimdi mesaj (çok yüksek ihtimalle ben öyle sanıyorum başka birşey anlayan varsa beri gelsin!) yeryüzündeki tüm insanların yaptıkları iyi, kötü, ahlaksız veya erdemli tüm hareketin birbirlerini bir şekilde etkiliyor olmaları. Yani tüm insanlık birbirine bağlı ve hareketlerimizden birbirimize karşı sorumluyuz. Ve tüm bu döngü geçmiş,  şu an ve gelecekle tamamen bağlı. Ha bide bunun yanısıra insanların hareketlerinin birbirini etkilediği yetmiyormuş gibi, yönetmen burdan hızını alamamış olacak ki birde geçmişten günümüze tüm insanlık aslında fiziksel olarak da birbirine benzemekte. Reankarnasyon, ölümden sonra yaşam, cennet-cehennem gibi kavramlarada inceden değinmek istiyor sevgili yönetmenimiz ancak hiç biri saçmasapan, sokakta simit satan Ramazan amcanın bile ezbere bildiği klişe açıklamalardan öte gitmiyor. Yani hiç bir yeni yaklaşım, yeni bir bakış açısı yok. Tamamen şu sıralarda “Hollywood’ da hangi konular satıyor abi? Pek de bilnçli olmayan okuyup kendini geliştirmeyen halkımız neyi çekici buluyor?” sorularından yola çıkılarak çekilmiş gibi çok samimiyetsiz buldum filmi ve yönetmeni.

Herneyse, tam da bu noktada yönetmen (ler)imiz (halk embesil ya illa gözüne gözüne sokulacak) zaten tamamen birbirine benzeyen  Koreli ablalarımızdan oluşan bir gelecekten işçi emekçi gurubunu ve bir de başroldeki Sonmi-451 i çıkarıyor karşımıza. Bu da yetmezmişiz gibi anlamayız hani bak reankarnasyon var bunlar geçmişteki kişilerle aynı bilmem ne demek için bu kızcağızı geçmişte Norveçli gibi çilleri ve turuncu saçları olan, bir Rus gibi mavi gözleri ve de bir Koreli şeklinde gözleri olan abuk subuk bir şekle sokuyor. Ne gerek var? Yani oyunculara daha az para ödiyeceğim diye neden bu kıza bu kadar çile çektirdin? Hadi Koreli tipli olsun diyosan koy bir başka Koreli? He ama yok o geçmişteki kadın, tamamen beyaz, renkli gözlü tam bir Anglo-Saxon olmalı değilmi? Çünkü kocası tipik bir Amerikalı. Ve yıl 2012 olmasına rağmen onlarda içten içe hala bu kafa var. Evet Koreli bir gelini kendilerine layık göremediler ve onu tam bir soğuk Avrupalı kanına çevirdiler. Neyse burayı daha fazla uzatmayacağım asabım bozuldu konuştukça.

Tabi bir yandan bu falsoları kapatır gibi gözüken Tom Hanks Halle Berry evliliği var ama Amerika’da Helle Berry gibiler artık hepimizden beyaz olarak kabul görüyor. Çünkü kendisi çikolata tenli. Yani o köle rolunde gördüğümüz gemideki zifiri karanlık süper tatlı David Gyasi (gerçekten favori karakterim oldu kendisi) gibi çok koyu bir teni yok. Aaaa öyle demeyin bu ton farklılıkları gerçekten “pis zenci” ve “Off çikolata ten böyle çoook koyu değil temiz temiz esmer gibi içime siniyor” gibi gerçeklikler için oldukça önemli!?

Peki bu yönetmen(ler)imizin bu çok uluslu oyunculuk seçimi sizce ne kadar samimi? Ve ayrıca sizce bunlar filmin hangi yönüne, hangi fikrine hizmet veriyor? He hepimiz kardeşiz eskiden din, dil, ırk mı vardı demeye çalışıyorsanız üzgünüm ama daha bir fırın ekmek yemeniz lazım. Hee yok şunu diyorsanız, bakın reankarnasyon denilen şey var ve eğer eskiden siyahi bir köleyseniz sonradan uzay üssünün başkanı, eee muhtaşem mavi gözlü yakışıklı bir kocaya sahip beyaz bir kadınsanız da Koreli bir işçi kadın olabilirsiniz? Hayat gerçekten çok güzel sıkmayın canınızı, bir yerlerde bir adalet var mı? Off gerçekten içim şişti daha fazla devam edemeyeceğim. Tabi hayat hep Amerika’da güzel, reankarnasyon da orda işliyomuş, henüz Ortadoğuya kadar inememiş!

Tamam hayatımda hiç film çekmedim, Ajda Pekkan kadar güzel bir sesim de yok ancak bu benim “Cloud Atlas” dan nefret etmemem ve Ajda’nın sesini beğenmemem için bir sebep değil a dostlar! 

Nalan Emirsoy

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder